Adalet Ağaoğlu Sözleri

Bu yazımızda neler okuyacaksınız: Adalet Ağaoğlu Sözleri, Adalet Ağaoğlu’nun Sözleri, Adalet Ağaoğlu Aşk Sözleri, Adalet Ağaoğlu Sözleri Kısa, Adalet Ağaoğlu Sözleri Resimli, Adalet Ağaoğlu Sözleri Facebook, Adalet Ağaoğlu En Güzel Sözleri

Reklamlar

Adalet Ağaoğlu Sözleri

Hayatla piştiği gibi kitapla da pişmeli insan.

Birbirlerimizden nice hüzünler gizliyoruz.

Ortak yol: Baskıya, zulme, şiddete karşı elinin emeği alnının teriyle daha temiz bir yarının yolu.

Özür dilerim, öyle ya, siz belki acıyı seversiniz.

Epeyce yakınlarındayım. Görüyorum, duyuyorum, işitiyorum da.

Sokağa çıkıyoruz. Ağır aksak yürüyoruz. Adımlarımızda bir yanlışlık; hızlanıyoruz. Hızlı yürüyüşümüzdeki uçarılığa yakışmıyoruz. Bir tanıdığa rastlamak istemiyoruz. Rastlanan her tanıdığın yanlış bir tanıdık olacağını sanıyoruz. Kimseleri sevmiyoruz. Kimselersiz edemiyoruz. İşe gidiyoruz. Yanlış işler yapıyoruz.

Öylesi üşüyor olmalı ki benim huysuz sevgilim, öylesi üşüyor olmalı ki, son atılganlığı ardından o da içerlerde bir yere kaçıp sıkı sıkıya örtünüyor.

İnsan, bilmediği birini bu kadar özleyebilir mi?

Nicedir, herhangi bir şaşkınlık duygusundan yoksun olduğumu görüp, buna şaşıyorum.

Reklamlar

Bende kalan ise hep o küskün yüzün. Beni bana suçlu kılan yüzün.

Durmadan düş kırıklığına uğramaktansa, her şeyi havada, bir soru işareti halinde bırakırsın, olur biter.

İyileşmeyen tek hastalık, yaşlılık….

Kitaplarla aramda daha sahici bir kan dolaşımı bulunduğunu hissediyorum. Diri bir doğa benim için ölüyken, bir nesne, işte şu sayfalar, birbirini izleyen kelimeler, şu kitap capcanlı. Sanki soluk alıp verişim kitap sayfalarını çevirip durmama, okumama bağlı.

Çocukluk cennetinden büyüklerin cehennemine doğru kayıyordum.

Şu büyükler ne deli şeyler! Uyandığımı görünce, “Uyandın mı?” Diye soruyorlar. Şaşılmayacak şeye şaşıyorlar, şaşılacak şeye şaşmıyorlar. Bağrışılacak şeye bağrışmıyorlar, bağrışılmayacak şeye bağrışıyorlar.

Sanatın bir muhalefet olduğuna inanıyorum.

Oysa ummadığım kadar kalabalıktım ben, bilseniz! Kendimle hiç baş başa kalamadım.

Bir yıldır herkesle çok, kendimle hiç konuşmamış gibiyim.

İnsanlar birbirlerinin hayatını yıllarca işgal ettiklerinde, orada neredeyse kök saldıklarında bile, selamsız sabahsız, hiçbir açıklama yapmadan çıkıp gidebiliyorlar.

Hayat ise sanki gençlik hayallerimin burnunu sürtmek için var.

En iyisi büyücek yeni bir defter edinmeli, ilk sayfasına hemen şunları yazmalı: “Şimdiki ben, o zamanki ben olsaydım.”

Reklamlar

Yazar, kendi çaresizliğini yazamaz. Başkalarını yazması da bundandır.

Ama o sıra kendimi nerede bulursam kendiliğinden oluyordu bu. Sonra, kendimi bulduğum yerde gereksizliğimi de buluyordum.

Yaşıyorum; bu da yeter.

Kimse kimseyi tanımıyor. Kimse kimsenin iç yaşamını bilmiyor! En ince, duyarlı anlar, bu bilinmezlik ortasında yokmuş gibi solup gidiyor.

Doğru yol yitirilmişti, bulunamıyordu.

Bazı zamanlar tedirginliklerim tutkumu aşıyordu. İçimde, deşilememiş bir yaranın ufunetini taşıyorum.

Aşka her zaman çok şey borçlu oldum.

Size o kadar çok şey anlatmak istiyorum ki; konuşmaksızın. Evet, konuşmaksızın.

Gönlüm bu devirden bu şehirden çok uzakta…

Ama art arda kopuşların hüznü değil bendeki. Art arta kopa kopa kopacak tek şeyi kalmamış olmanın hüznü. Hüzün duyulması gereken her şeyden hiç hüzün duymamak, altından kalkılması en ağır hüznü yığıyor üstüme. Biri olmalı. Birini aramalıyım. O birinin karşısında hiç konuşmayabilirim. Sürekli susabilirim. Yine de çok konuşmuş gibi, içime durmadan yığılan ağırlığı, adına yalnızlık denen bu kötü yükü atabilirim üstümden.

Seni, karanlık ve aydınlık bütün günlerimiz için kucaklarım.

25 yaşından sonra incitmeye başlıyorsun. Büyükbabamın babama en sık öğüdü: “İncitilirsen de incitme.” olurmuş.

Reklamlar

Tek bir gece deliksiz bir uyku uyuyabilsem!

Geçmişin kokusu yoktur. Geçmiş erir; kan ve alın teri buharlaşır, havaya karışır gider.

Yalnız ölüm deney dışı. Çünkü henüz yaşamadık.

Ah efendim, hayat sahiden bir kumar! Yaşamımızda rastlantıların önemi çok büyüktür.

Geçmişin kokusu yoktur. Geçmiş erir; kan ve alınteri buharlaşır, havaya karışır gider.

Anacığım, sen ölme. Henüz yaşamadın ki.

Her şeyin bir anlamı bulunmalı. Kopuşların olduğu kadar, birleşmelerin de!

İyi bir gazeteci, gördüğü bir olayın her cephesini, hatta görünmeyen cephesini bile iyi aksettirebilen insandır.

Aynaya baksa, yüzünde kendine bile yabancı gelecek bir gülümseme.

Hem canım, bazen birine sevdalanırsın. Niye sevdalandığını bilir misin? Dünyada ondan güzeli yokmuş gibi gelir adama. Dünyada ondan iyi huylusu yokmuş sanırsın.

Beni en fazla bu öfkelendiriyor zaten. Zaman ayrılması gerekli bütün bu şeylere zamanımın kalmaması…

Bizler bozuluyoruz, vurdumduymaz oluyoruz, kendi dışımızda hiçbir şeyin değeri yok.

Benim asıl ümidim ümitsizliğimdir! Mutluluksa mutsuzluğun bilincinde olmaktır.

Herkes başının derdine düşmüş. Her yan döküm saçım. Her şey itiş kakış. Ekmek aslanın ağzındaymış bu İstanbul’da. Duyardık da, anlamazdık. Gördük, anladık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir