Engin Geçtan Sözleri

Engin Geçtan, psikiyatri ile edebiyatı harmanlayarak, insana dair geniş bir yelpazede eserler sunmuştur. Romanlarında varoluşçu temalar, toplumsal gözlemler, mizah ve entelektüel derinlik öne çıkar. Aynı zamanda akademik kitaplarında bireyin içsel dünyasına—özellikle psikoterapi aracılığıyla—ayrıntılı ve samimi bir bakış sağlamıştır. Hem mesleki hem edebi kimliğiyle, Türkiye’de unutulmaz bir iz bırakmıştır.
Geçtan, psikiyatriyi “halk için anlaşılır” hâle getiren ilk yazarlardandır. Mesleki bilgiyle edebi dili ustalıkla birleştirerek, okuyucunun hem zihnine hem kalbine hitap eder. Sıklıkla yabancılaşma, yalnızlık, kimlik, özgürlük ve anlam arayışı gibi varoluşsal temalara değinir.
Engin Geçtan Sözleri Anlamlı
-> Gölgenin olduğu yerde hayat vardır.
-> Ölümden değil, yaşamaktan korkmuştun!
-> Kimin yazgısını kimin belirlediği bilinmez.
-> Onun doğasıydı bu, zorlukları yalnızlığında yaşamak. (Kuru Su)
-> Sevgi, beraberliğe yaşam katabilmeyi ve canlılığını artırabilmeyi içerir.
-> İnsanın kendi sorumluluğunun doğrultusunda gösterdiği çaba yaşamın özüdür.
-> Çoğu zaman, sevilme beklentilerimizin karşılanması uğruna sevmeyi unutuyoruz.
-> Her şeyin mantık ve irade gücü ile çözümlenebileceğine inanmak bir yanılgıdır.
-> Kendimi arıyorum.” “Umarım tümden kaybetmezsiniz.” (Kızarmış Palamutun Kokusu)
-> Zaman bana bir insan hakkında bilgi sahibi olmanın onu tanımak anlamına gelmediğini öğretti.
-> İnsanları diğer insanlar hasta ettiğinden yine insanlar iyi edebilir. (Psikanaliz ve Sonrası)
-> Belki de kendimizi başkalarıyla kıyaslamalıyız, ama sadece gönül fakirliği ve zenginliği açısından.
-> Bir şeylere inanmak insanı rahatlatıyor olmalı. Kadının yüzündeki huzuru fark ettin mi? (Kırmızı Kitap)
-> Çünkü her bir insan kendi benliğiyle yüzleşmeyi göze alabildiği ve değişmeyi istediği oranda değişebilir.
-> O reddetmeden ben reddedeyim kaygısı sonucu yalnız kalan insanların sayısı o kadar çoktur ki ! (İnsan Olmak)
-> İçimizden gelen ses, eğer onu dinlemeyi başarabiliyorsak, bize hangi doğrultuda davranmamız gerektiğini söyler.
-> Evrende her şeyin ömrü olduğunu bilmek bizleri zamanın ölçülebilir bir şey olduğu yanılsamasına yöneltiyor. (Seyyar)
-> İçinde bulundukları anı yaşamayan ve yaşama etkin bir biçimde katılamayan insanlarda ölüm korkuları oldukça yaygındır.
-> Her insan hayatında en az bir kez mucizeyle karşılaşır, eğer onu fark edebilirse. (Bir Günlük Yerim Kaldı İster misiniz?)
-> Üstünlüğünü güç ve para kazanarak gerçekleştirmek isteyen kişi amacına ulaşmak için diğer insanları kolayca harcayabilir.
-> Sen ya ölüydün ya da ölümsüz,hiç fani olmadın ki!” Kısa bir sessizliğin ardından sesi tekrar duydu. bu kez daha acımasız.
-> Dünyada iki tür insan vardır: Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler!
-> İnsan kökenini arar, dünyanın tamamlayıcı bir parçası olmak ve bir yere ait olduğunu hissetmek ister. (Psikanaliz ve Sonrası)
-> Yaşadıklarımdan öğrendiğim şey, ben ve ötekiler diye bir ikilinin olmadığı ve insanın kendine bir hayat ısmarlayamayacağı oldu.
-> Kedilerde son nefeslerini gözden uzakta verirler. Onlar bizden daha iyi biliyorlar, ölümün kimseyle paylaşılamayacağını. (Tren)
-> Bir insanın kendisine karşı sorumluluklarıyla başkalarına karşı sorumlulukları iç içe geçmiş tek bir olgudur, birbirinden soyutlanamaz!
-> Kendini suçlamamakla başkalarını suçlamamak ayrı şeyler değil. Başkalarını, ancak kendinizi kabul ettiğiniz oranda kabul edebilirsiniz.
-> İçinde yaşadığımız dünyanın zor bir alan olduğundan yakınarak zamanı tüketmek yerine, onu ve gerçeklerini olduğu gibi kabul etmek zorundayız.
-> … Kendini siyahından uzak tutmaya çalışan beyaz, zamanla bunun bedelini kirlenerek öder. Siyahın karşı konulması zor cazibesine kapılarak. (Seyyar)
-> İnsanın ancak, ana-babasını kendi dünyaları olan ayrı varlıklar olarak görmeyi başarabildiğinde gerçek anlamda yetişkin sayılabileceğini düşünüyorum. (Kimbilir?)
-> Yaşamak ve sevmek birbirinden ayrı olgular değil, bir bütündür. Kendimizi yaşayabildiğimiz ve beraberliklerimize bir şeyler katabildiğimiz her yerde sevgi vardır.
-> Yapmam lazımın yerine yapmak istiyorumu koyabildiğimizde, yapmam lazımın insana yaşattığı, kendine karşı işlenmiş varoluşsal suçun gerilimi söner, yapmak yerini olmaya bırakır.
-> Güzellik, ona sahip olan kişiye hoşluk yaşatan bir nesne ya da şekildir. Aslında söz konusu nesne, güzel olduğu için ona sahip olana haz vermez, kendisine haz verdiği için onu güzel bulur..
-> Samimiyetsizlik uygarlıkla gelişmiştir. Çünkü uygarlıkla birlikte diplomasi de gelişmiş, çalınacak şeylerin sayısı da artmıştır. İlkel insanlarda mülkiyet geliştikçe hırsızlık ve yalan da başlar.
-> Eğer her şey çocukluk dönemiyle açıklanırsa, o zaman her şey bir başkasının kusuru olarak değerlendirilir ve insanın kendi sorumluluğunu üstlenme gücüne duyulan güven de küçümsenmiş olur. (Psikanaliz ve Sonrası)
-> Aşık olmak kolaydır. Oysa gerçek sevgi, yaşam eyguzelsozler.com boyu sürdürülen ve birbirini giderek daha iyi anlamayı, yaşam sorunlarını giderek artan bir biçimde paylaşmayı ve birlikte çözümler aramayı içeren bir olgudur. (Psikanaliz ve Sonrası)
-> İnsanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip, karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmesini bekler oldular. Sonuç, düş kırıklıkları, kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık.
-> İnsan geleceği düşünmeye başladığı andan itibaren, yaşamakta olduğu cenneti terk edip anksiyete dünyasına adım atar; üzerine kaygının gri tonu çöker, hırs dürtüsü oluşur, mülkiyet başlar ve “düşünceden yoksun” yabanın keyifli hayatiyeti kaybolur.
-> “İnsan geleceği düşünmeye başladığı andan itibaren, yaşamakta olduğu cenneti terk edip anksiyete dünyasına adım atar; üzerine kaygının gri tonu çöker, hırs dürtüsü oluşur, mülkiyet başlar ve “düşünceden yoksun” yabanın keyifli hayatiyeti kaybolur.”
-> Yapış, yapış, vıcık, vıcık ikili ilişkilerde inişe geçildiği ya algılanmaz ya da görmezlikten gelinir. Bu nedenle, ancak bıkkınlık dayanılması güç bir düzeye ulaştıktan sonra taraflar kendi yalnızlıklarına dönmeyi göze alabilirler. Eğer bu noktada aşılırs
-> Kendini tanımak “dıştan içe” sessiz bir yolculuktur, anlatılması ve paylaşılması zor, bazen sadece kokusu alınabilir. Akmakta olan bir ırmağın, aynı zamanda kaynağına doğru yolculuk edebilmesini çağrıştıran bir süreç, kaynağa ulaşılamasa da yolculuğun kendisine değer. (Zamane)
-> Normal insan, yaşamına bir anlam katmak ve kendini geliştirmek amacıyla sürekli çaba gösterir ve toplumun da isteklendirmesiyle çeşitli alanlarda kendini yüceltir. Bu çabasında kendi hakkındaki varsayımları oldukça gerçekçidir, kendisini zorlamaz. (Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar)
-> Kim ki kendini geride tutar, o her zaman ön plandadır. Kim ki kenarda durur, o her zaman bir yerdedir. Kim ki kendini göstermeye çalışmaz, o her yerde görünür. Kim ki kendini tanımlamaz, o her zaman seçkin kalır. Kim ki yaptıklarıyla böbürlenmez, ortaya çıkardıklarının değe ri kalıcı olur. (Varoluş ve Psikiyatri)
-> Yabancılaşma, insanın üzerine çöken en ağır duygu olmalı, yaşattığı dünyasızlığıyla. Panik atağın ölüm agonisini andıran çaresizliğinden ya da depresyonun iflah olmayacağına inanılan karamsarlığından da ağır. Panik atağa dünyaya yönelik bir imdat çağrısı, depresyona dünyaya yönelik öfke eşlik eder,yabancılaşmada ise dünya silinir.
-> Çocuğun gelişimi üzerinde, eğitimciler de ebeveyni kadar, hatta bazen onlardan daha çok etkili olurlar. Jung, öğretmenlerin, çocuğun kendisini tanımasını ve bilinçdışını bilinçlendirebilmesini sağlayabilecek bir biçimde eğitilmeleri gereğini savunmuştur. Bunun için, çocuğun yeni deneyimlere girişmesine ve içgüdüsel enerjilerini harekete geçirebilecek simgeler edinmesine imkân sağlamak gerekir. (Psikanaliz ve Sonrası)
