Ali Lidar Sözleri

Bu yazımızda neler okuyacaksınız: Ali Lidar Sözleri, Ali Lidar’ın Sözleri, Ali Lidar En Güzel Sözleri, Ali Lidar Sözleri Kısa, Ali Lidar Kitap Sözleri, Ali Lidar Sözleri Facebook, Ali Lidar Sözleri Tumblr

Reklamlar

Ali Lidar Sözleri

Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?  İnsan sevmiyorum ben. Gerçek insanları sevmiyorum. Fazla sıkıcılar. O yüzden kitaplarda bulduğum ve gerçek olmadıklarını bildiğim insanlar ruhumu dinlendiriyor.

Ne hükmü var mesafenin, iste sen ben hallederim. İste sen masallardaki ejderhaları bile döverim. Bir kendime yetmez gücüm başka her şeye yeter. Sen iste gerekirse kendimden de vazgeçerim.

Akıl vermeyi bırakıp biraz huzur verseniz.

Gidelim buradan; Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık. Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim.

Sevgili kalbim! Neden hâlâ apartman boşluğunun gün ışığı görmeyen penceresinde kuş sesleri beklersin?

Umut kötülüklerin en fenasıdır, çünkü işkenceyi uzatır.

Duvarda duvar saati var, yerde yer halısı, masada masa lambası, elbise askısında elbiseler, kitaplıkta kitaplar, kül tabağında sigara izmariti. Eşya bile nerede olmasını gerektiğini biliyor sanki. Hiçbirinin kafası karışık değil. Şu an oturduğum odada etrafıma bakıyorum da aslında nerede olması gerektiğini bir türlü bilemeyen bir tek benim gibi geliyor.

Reklamlar

Siz hiç ölmek isteyecek kadar acı çektiniz mi?

Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu.

Ve kelimelerin hisler karşısında hiçbir hükmü yoktur.

Bırak. Eğer seviyorsa seviyordur. Sevmiyorsa da sevmiyordur. Üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. Bırak. Sevecekse seni, sever. Sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. O yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.

Hiç kimse göründüğü kadar iyi, anlatıldığı kadar kötü değildir.

Yirmi yıl önce dünyayı değiştirebileceğimi zannederdim. On yıl önce dünyanın buna değmeyeceğine, çevremi ve kendimi değiştirmemin yeterli olacağına inandım. Birkaç yıl önce de iyice hedef küçültüp, sadece kendimi değiştirebilmek için harcamaya başladım bütün enerjimi. Şimdi ise çoraplarımı değiştirmeye bile üşeniyorum.

Söyleyecek şeyimiz olmadığından değil söyleyecek çok şeyimiz var aslında ama bugüne kadar anlattıklarımız hiçbir işe yaramadığından konuşmak istemiyoruz.

Reklamlar

Hayatta insanlarda arayıp bulamadığım her şeyi kitaplarda buldum.

Demem o ki, ben şimdi sana kalk gel demem. Beklerim hep ama gel demem. Diyemem. Çünkü öyle öğrendim. Canım çok yanıyor şu an. Şimdi gelsen, sarılsam sana, yapıştırsam başımı göğsüne ağlamaktan ortalığı ayağa kaldırırım. Ama gel demem. Diyemem. Öyle öğrendim çünkü.. Gelmezsen işi vardır derim. Öyle öğrendim çünkü. Çünkü biliyorum. Sevdiğim bütün kadınların hep, hep ama hep çok işi oldu çünkü!

Öpe koklaya askere uğurladığı oğlunun, bayrağa sarılı tabutuna sarılıp aklını kaybeden annedir çaresiz.

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil, Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.

Bazen haklı olmak haddinden fazla can yakar.  Ve ben çoktan vazgeçtim haktan hukuktan, sen haklı ol ben gideyim.

Üzmüşler seni hatun, çünkü ben bir kadının kırıldığını, saçını toplayışından anlarım.

Annem tanısa seni kesin çok severdi, bana kalırsa seni bütün dünya çok sever. ben de seni çok severim ama şu an konu bu değil, gitmeliyim şimdilik kuşlara emanet ediyorum seni işim var.

Farklıydı o. Beni anlaması için duyması gerekmezdi; ben bakardım, o anlardı.

Hiçbirimiz, hayalimizdeki insanın hayalindeki insan değiliz sanırım. Bu geç kalışların başka açıklaması olamaz çünkü.

Anlatmaya çalışıyorum çünkü anlatmazsam susup kendi bataklığımda boğulacağım.

Reklamlar

Bırak. Eğer seviyorsa seviyordur. Sevmiyorsa da sevmiyordur. Üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. Bırak. Sevecekse seni, sever. Sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. O yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.

Yatsam uzun uzun ve kalkmasam ve sonra bir uyansam her şey yoluna girmiş olsa.

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum. Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar. Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız. İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık. Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması; hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması.

Bir uyku uyusam deliksiz, gözaltı torbalarımdan kuşlar öpse. Öyle çaresiz, öyle yorgun, öyle uykusuzum ki.

Ben iyi değilim. Neyi tuttuysam elimde kaldı. Atladığım her öğün için üzülen sen, ruhumdan akan kanı görsen, nasıl dayanırsın bilmem.

Kendimi tek bir cümleyle tanımlamam gerekse, tam olarak hiçbir şey ama her şeyden de birazcık, diye tarif ederim.

Kızım büyükler gerçekten de çok tuhaf, ne olur geç büyü!

Gidelim buradan… İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim.

Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde. Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu.

Reklamlar

Yalnızlık, kişinin sahip olduğu kitap sayısıyla ölçülebilen, tercih edilmiş bir uzak durma faaliyetidir.

Bak hazır şarhoşken sana bir sır vereyim, saat on ikiden sonra nefes alan her şey eşi

Türk kadınlarıyla yeterince ilgilenmiyorsunuz beyler. Yoksa bir insan durduk yere patlıcandan reçel kabaktan tatlı yapmaz.

Özlemekle ilgili çok konuştum, yazdım, düşündüm. Nasıl olur da bir his, bir insanı aynı zamanda hem ağlatıp hem gülümsetip, hem içinde aptal toynaklı yaratıklar koşturup hem de uçsuz bucaksız siyah bir denizin ortasında zavallı bir yaprakmış gibi titretir diye çok kafa patlattım. Ama düşüncelerimin sonunu hiçbir zaman getiremedim.

Gururumdan başka hiçbir şeyim yoktu çünkü.

Sana sarılmak istiyorum. Yazınca olmuyor işte, söyleyince de eksik. Ne kadar uzağında söylemek hissetmenin.

Bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. Benzer acıları yaşayan insanlar kendiliğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabilirler.

Tek bir sese ihtiyacın vardır senin. Sadece o ses her şeyi yoluna koyacaktır. Başını ellerinin arasına alıp o sesi beklersin. Alnını duvara dayarsın. Kafandan ses gelir, duvardan ses gelir, o ses gelmez.

Bana başka gülüyor. Ben de seni sevecek gibiyim ama daha değil der gibi gülüyor. Bekle diyor sanki bana. Ben de bekliyorum.

Kafamda susmaları için yalvardığım sesler var.

Anne yağmur başladı bak. Çekme hiç e mi ellerini saçlarımdan.

Söyleyeceğimiz çok şey var aslında. Ama üşeniyoruz. Ve çok sıkıldık. Önceleri müthiş bir hevesle acılarımızı paylaşacak insan ararken etrafımızda, şimdi kimseler soru sormasın istiyoruz.

Anne! tanıdığım tek büyücü sensin. Elinden her şey gelir senin. Tekrar doğursan beni… Beni tekrar çocuk yapsan.

Beni seviyor mu? Bilmiyorum. O da bilmiyor belki. Eğer beni sevmezse ne yaparım bilmiyorum. Beni severse ne yaparım? Onu da bilmiyorum. Sevmiyorsa eğer beni, sevmesi için ne yapmam gerekir, onu hiç bilmiyorum.

Ne eksikse sen tamamla, son derece yorgunum, çok uykum var, öp beni, öpersen ne güzel uyurum.

Arkamda bıraktığım otuz küsür sene şunu öğretti bana. Doğup büyüdüğü yere ait değil insan. Acı çektiği ya da çok mutlu olduğu yere de ait değil. İnsan, olmak isteyip de olamadığı yere ait. Şey gibi bir his işte bu… Çok, çok susamak gibi… Siz anlamazsınız bu hissi, bir tek o anlar.

Orada, o an batmadın ya dünya, sana da yazıklar olsun!

Girince alışıyorsun dünyaya demişlerdi, inanmıştım ne bileyim.

Kaçırdığımız sabahlara ciddi birer özür borçluyuz.

Böyle böyle delirir insan; yavaş yavaş, acı çeke çeke ve suçlayacak kimseyi bulamadan.

Susarım ben de… Kitaplarımı okur, oyuncaklarımla oynar, olup biten her şeye içimden şaşırır ve dışımdan da derim ki: Bana ne ulan! Ne bok! yiyorsa yesin herkes.

Sonra özlüyorsun işte… Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his…

En çok yalan söylememeye çalışırken yalan söylüyor insan. Kırmamaya çalışırken kırıyor. Çekip gideceğim diyorum ya hani bazen. Yalan!

Bir kitap ol deseydin; tutunamayanlar olurdum. Yine de uzatırdım elimi, en sarhoş anımda dahi tut diye.

Oysa bir bilse gülüşünün kıyısına sığınıp bir ömür geçirebileceğimi, bilse sesini her duyduğumda içimden durmaksızın bilmediğim, unutulmuş dillerde şarkılar söylediğimi. Bilse adının geçtiği her yeri ve her şeyi durup durup, incitmemek için parmaklarımın ucuyla sevdiğimi.

Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi. Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma, hepsi ağzıma sıçtı!

Bir şey oluyor bazen, bütün dünya senin düşündüğünün tersini bile düşünse o kadar kuvvetli inanıyoruz ki o şeye, gerçekle bağımız kopuyor. Sonrası acı oluyor elbet. Olsun, samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi gerçekten?

Kötülüğü paçalarından akan profesyonel bir şarlatan olmaya zorluyor evren, çok azımız direniyoruz.

Ekseriyetle canım sıkkın ve mütemadiyen depresyona giriyorum.

Herkese bir park lazım, tek başına ağlamalık…

Mutluluk dediğimiz şey kandırmacadan başka bir şey değildir ve ancak karşımızdaki insanların gerçekte ne düşündüğünü bilmediğimiz sürece mümkündür.

Birbirimize soracağımız o kadar çok soru, konuşmamız gereken onlarca konu varken, biz çareyi susmakta bulmuştuk.

Seni seviyorum ya ben, bana ne gerisinden.

Ateşle buz neyse seninle ben de oyduk. Ayrı ayrı çok güzel, birlikteyken ölümcül…

Ben küçükken battaniyemin altını dünya sanırdım. Babam bağırdıkça anneme, battaniyeme sığınırdım.

Birini ya da bir şeyi sevmek, değer vermek, onu her şeyiyle sevmek demektir çoğu zaman. Ne olduğunu, ne olacağını, sınırlarını bilip, hatalarıyla, eksikleriyle, yanlışlarıyla ve sebep olduğu üzüntülerle kabul etmek demektir. Hiç kıvırmasak mı? Kıvırmadan söyleyelim evet, gerçekten sevmek bir tür çaresizliktir.

Haydi, dağılalım, çünkü kimse kimsenin umurunda değil! Haydi, dağılalım, çünkü birlikteyken çok komik görünüyoruz!

Bir ağrı kaburgamın altında ismini fısıldıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir