Didem Madak Sözleri

Bu yazımızda neler okuyacaksınız: Didem Madak Sözleri, Didem Madak’ın Sözleri, Didem Madak En Güzel Sözleri, Didem Madak Kitap Sözleri, Didem Madak Sözleri Facebook, Didem Madak Sözleri Kısa, Didem Madak Sözleri Tumblr

Reklamlar

Didem Madak Sözleri

Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum.

Hep bir mucizenin alt katında yaşıyorsun.

Sağlam bir halatla çekiyorum acıyı kendime doğru.

Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım.

Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim.

Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum.

Zavallı kendim! Tasfiye edilmiş bir merkez komite üyesi gibisin.

Hüznümü assam kururdu ütü masasına.

Pardon diyorum ayağıma bastığında dünya, saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma, kelimelerin tadına bakıyorum. Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla.

İnanın kendimin yokluğunda çok kitap okudum.

Reklamlar

Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna! Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa, tozlar havalansa.

Güneşi özledim, sonra seni; keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

İnsanlar aradığında gelmezler, aramadığında keşke beni çağırsaydın derler.

Beklemek; bekçisi olmayan geceler denk geliyor bana, çaresiz bekliyorum.

Bazen sevinince annem gibi, rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.

Bıçağın ucundaydı insanların hafızası. İnsan unutandır ve insan unutulmaya mahkûm olandır.

Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım.

Senin için şiir yazacaktım İstanbul, ismini ağrı koyacaktım.

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım. Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi, çiçekli perdelerin arkasına saklıyorum.

Hayat ucuz ağlayan çocuk resmi! Zaman mavi yün bir kazaktı sanki.

İçim sıkılmasa o kadar tek bir satır bile okumazdım.

İnanma pencerelere bayım geceleri hepsi ayna oluyor.

Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz.

Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim; uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin. Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım.

Reklamlar

Vişne bahçeleriyle dolu neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.

Tam on gün oldu, gamzelerinden su içmiyor kuşlar.

Dalgınlığınıza gelmek istiyorum ve kaybolmak o dalgınlıkta.

Bir zamanlar kendimi bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım. Kaç metredir benim yokluğum? Benden daha çok var sanmıştım.  Benim yokluğumdan dünyaya bir elbise çıkar sanmıştım. Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan.  Sonunda ben de alıştım. Ah! dedim sonra, Ah!

Pardon diyorum ayağıma bastığında dünya, saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma, kelimelerin tadına bakıyorum. Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla.

Gidişinden bu yana hüzün sektöründe bilfiil 23 sene görev yaptım.

Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum. Onu orada beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.

İçim ezildi geçen gün, geçen ay, hatta geçen yıl da biliyorsun. Sen yanımda olmadığından.

En iyi hikâyeleri ölüler anlatır. Ölülerin anlattığı hikâyeler İnşirah suresi gibi insanı ayartır.

Bazı yaralar yararlıdır buna inan, bazı yaraların ortasından küçücük bir el sanki geçmişine çiçek uzatır. Bazı yaralardan sızan kanla, tüm geleceğin yıkanır.

Hayattan söz edilirdi, zor denirdi ve ardından susulurdu mutlaka.

Acı denizlere doğru akıyorum.

Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.

Reklamlar

Beklemek üzerine felsefe kitabıydık.

Sonra içime ve hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey. Bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım.

Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.

Benim için en kıymetli yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım.

Az sonra ölecek birinin gözleriyle dünyaya baktığımızda hayatın her yerinden şiir fışkırdığını görürüz.

Yapıştırsam da parçalarını hayatımın su sızdırıyordu çatlaklardan.

Sevgili Anneciğim! Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda, kocaman bir dağ lalesi gibi…

Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa yağmur yağdıkça bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor.

Bildiğim bir şey varsa bayım; Dualarım gün olur da kabul olursa, bu şehrin tarih kokan sokaklarının birinde seninle karşılaşmayı dilerim.

Bilirim kim dokunsa şiire, eline bir kıymık saplanacak.

Avuçlarıma kar yağardı, kimi zaman tipi. Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım.

Lokum getirmişti ve kitap, ben ruhunu getirsin istemiştim oysa.

Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım, aşkı aşk bilir yalnız.

Ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim. Bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun İstanbul?

Şiirin içine girerken bana bazı şarkılar lazım ahbap; hafif şarkılar, acı olmayan şarkılar. Çok şarkıya ihtiyacım var.

Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma oysa çok üşüyor ellerim bu akşam.

Vasiyetimdir! En güçlülerinden seçilsin beni taşıyacak olanlar.  Ahtım olsun, yükleri ağırlaşsın diye iyice, tabutumun içinde tepineceğim.

Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada ve çok ağır ilerliyor. Yüzümdeki çillerden başka, isyan eden birisi yok hayatımda.

Eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma.

Kalbimi de büyüttüm sonunda, artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa. Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara, öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.

Hiç bitmiyor güller, sensiz hiç bitmiyor zaman.  Belki saymayı mutsuzlar bulmuştur. Mutsuzlar sayar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir